Pazar, Mayıs 13, 2007

doğal seleksiyona kurban verdik bir kertenkeleciği..

pirensesler için yazadurduğum bir başına yaşama kılavuzuna bir ara vermiş bulunmaktayım, zira ben kendim bizzat bir pirenses olaraktan bir başıma yaşayamadığımı fark ettim dün odama giren kertenkeleyi paytak paytak kaçarken görünce zarıl zarıl ağlamaya başlayınca. annem de aynı görüşte çünkü kendisine parmagim kadar uzunlukta yarısı da zaten kuyruğu olan kertenkeleyle aynı odayı paylaştığımı hıçkırıklıklarlan birlikte anlatırken bana derhal o evden çıkmamı ve kendisinin yanına gelmemi buyurduydu. ben gitmedim de sakinleşince eve birkaç tanımadığım kişiyi çağırdım sayelerinde kertenkelecik süpürgenin torbasını boyladı. sevgili minikler, doğal ortamından çıkarsa başına gelecek olan buydu işte! üzgünüm ama burası kurtlar vadisi sayın şaşkın kertenkelecik, paytak paytak yürüyüp süpürgeliğe sığmaya çalışıp başaramayınca nasıl da kendini bukelamun sandın da hiç oynamadan durdun orda, hahaha. canım benim.

yalnız olay göründüğü kadar vahim değil aslında. gerçek şu ki benim kertenkelerle başım hoş değil. bundan yaklaşık 17 yıl evvel filan şefkat teyzenin çamlıklı bahçesinin ordan kestirmeden geçip eve gelecekken bir tanesiyle karşılaşmış, karşılaşır karşılaşmaz gözlerimiz birbiriyle buluşmuş böyle bir müddet gözgöze duruşmuş, bu duruşma da yine benim çığlık çığlığa kaçmaya başlamama onun da aksi yönde kaçmakla cevap vermesiyle son bulmuştu. bir de bir fareyle bakışma hikayemiz var yine aynı yıllara denk gelir, akşamleyin eve geliyordum ki ben merdivende gördüydüm fareyi, döndürdü kafayı bana bakıyor şaşkın ben de aynen öyle, sonu yine aynı.

hayvanlarla bir an için de olsa bakışmak aslında hoş. ama kertenkeleleri sevmiyorum, sevemiyorum. fareyi bile severim bakın visitors izlemiş insanım ben, fareyi zorda kalınca yerim de, kuyruğu da ağzımda sallanır oh ne de güzel olur, ama kertenkele korkunç bir şeydir. allahım günah yazmasın.

Hiç yorum yok: