Pazar, Eylül 09, 2007

Balık sezonu acıklı başladı


Eve geldiğimizde babamı Atatürk Türkiyesine yakışmayacak biçimde bağdaş kurmuş bir şekilde balık ayıklarken yakladık. Yakaladık diyorum, çünkü odaya adım atar atmaz, babamı bir endişe sardı. Valide, "ne bu koku böyle," diye söze başladı. Bunu derken Atılganlaştı adeta. Sözü babamın ağzından kaptım: "Balık!" Babam endişesinde yersiz değildi, ortalığı fena halde balık kokusu kaplamıştı.

Arsız koku gittikçe yükseliyor, durumun vehameti an geçtikçe ortaya çıkıyordu. Babam istifini bozmadan balıkları tek tek önündeki su dolu kaptan alıyor, kafalarını çarçabuk minicik bedenlerinden koparıyordu. Bu işi biz gelmeden halletmeyi planlamıştı ama 2 kiloluk balık sanki ayıklandıkça üremişti. "Size balık aldım" dedi, kısık bir sesle. "Tamam ben hallederim" tonunda kısılmış gibi geldi o ses bana. Valide, "aşkolsun ya, şu saatte balık mı gelir" dedi. Ama şu saatte eve mi gelinirdi, sanırım orasını pek düşünemedi. Aracılık duygum kabardı. Suç kapatmaya çalışırcasına "aa, balık sezonu da açılmıştı, süpriz oldu" deyiverdim. Ortada suç mu vardı ki! Kardeşim "hakkaten ya, süprizin kokusunu sokağın başından almalıydık" diyerek benzin püskürttü ortama.

"Balık bayat yahu, gene kazıklamış seni körolasıcalar..." gözünün ucuyla da babamın makine gibi işleyen ellerinden ayıklama kabına patır patır dökülen balıkları kesiyordu valide. Bu esnada "dolaptan su getirsene" dedi babam; diğerleri dört koldan pencerelere saldırmışlardı. Aheste adımlarla mutfağa geçtim, arsız koku her yeri istila etmişti. Dolaptan getirdiğim içi buz gibi su bardağı uzattım, "sürahiyi getir" dedi fısıltıyla. Getirdim, balık kabına boca etmemi istedi. Ettim. "Ne güzel ya, balık sezonu başladı" dedim yine, bu anlamsız işi yaparken.

Kardeşim, buz gibi canım suyu balıkların üzerine döktüğümüzü görünce dellenmiş gibi "napıyorsunuz siz ya" dedi. "Güya soğuk suyla balıkları şeyedecekler" dedi sonra. Hakkaten babamın hali çok acıklıydı. Bulduğu formül çok anlamsızdı. İzah edilecek bir tarafı da yoktu hani. Her ahval ve şeraitte mantık dersleri vermeye bayılan adam gitmiş, yerine üzerine gidildikçe bocalayan bir çocuk gelmişti. Ne mantık kalmıştı, ne hayat bilgisi... Ben yine "Balık sezonu..." demeye kalmadan, "anladık be sezon açılmış..." dedi kardeşim. Ardından suratını kokudan bayılacak biri gibi ekşiterek, "valla bıravo baba, bütün sokağa duyurdun balık sezonunu" dedi. Eline kumandayı alıp oturdu koltuğa. Elimi hiçbir şeye sürmem haberiniz olsun oturuşuyla.

Babam yeter bu kadar, dedi sessizce: Bir avuç ayıklanmamış balığı çöp şeyine tıkarken yakaladım. "Napıyorsun baba ya" dedim. "Yazık günah değil mi?" Babam "Doğru ya," dedi, "hazır elimiz değmişken, şunları da..." Kalan balıkları ortalarından kıra kıra kaba aktarıyordu. Aklıma "Mortal Kombat" geldi. Finiş himmm yapardı haytalar, ne güzel. Böyle çam yarması adamları bir darbede parça parça... Ne güzel... Ama benim hiç atarim olmadı. Dışardan şahitim tüm olan bitene.

Neyse işte. Babam Atatürk Türkiyesine yakışmayacak şekildeki bağdaş pozisyonunu bozarak ayağa kalktı, birlikte malzemelerle mutfağa geçtik... "Baba sezonu süper açtık, balıklarlan bir poz alayım" dedim, cep telefonumun kızağını kaydıraraktan. "Böyle mi" dedi, yarısı heba olmuş bir balığı kuyruğundan kaldırarak. Valide, üst katın balkonundan hala balık kokusuna söyleniyordu: "Aşkolsun ya!"

Tezgahın üzerinde bir file limon, bir demet maydonoz ve marul öylece acıklı acıklı olan biteni izliyordu.

1 yorum:

murçe dedi ki...

niye gidiyosunuz ki adamın üstüne üstüne? hı. ayıp değil mi?